Hikaye, Masal, 7-12 Yaş, Okul Öncesi, Çizgi-Roman, 100 Temel Eser,
tüm kategoriler ...
Diğer Dinler, Mitolojiler, İslamiyet, Diğer, Tarih,
tüm kategoriler ...
100 Temel Eser, Klasik Divan Edebiyatı, Mektup-Anı-Anlatı-Günlük, Şiir (Yerli), Çizgi Roman, Diğer,
tüm kategoriler ...
Bilim Kurgu/Fantazya, Doğu Klasikleri, Polisiye-Macera-Gerilim-Korku, Tarihi, Yerli,
tüm kategoriler ...
Dil Öğrenimi, Hukuk, Annelik,Babalık ve Aile, Çocuk Eğitimi ve Bakımı, Sınavlara Hazırlık Kitapları,
tüm kategoriler ...
Parapsikoloji, İş Dünyası, Pazarlama Satış, İşletme, İnceleme Araştırma, Küreselleşme, Kuram,
tüm kategoriler ...
Doğu Felsefeleri, Etik, İslam Felsefesi, Bilim Felsefesi - Yöntem Bilim, Filozoflar-Düşünürler, Felsefe Metinleri, Siyaset Felsefesi, Felsefe Tarihi,
tüm kategoriler ...
İletişim Medya, Kişisel Gelişim, Biyografi - Otobiyografi - Monografi, Dilbilim, Kadın-Erkek, Astronomi, Aile Seti-Faydalı Kitaplar,
tüm kategoriler ...
Alevilik-Bektaşilik, Siyer-Hz.Muhammed, Kuran Üzerine İncelemeler, Tefsir-Meal, Kişiler, İmam Gazali Külliyatı,
tüm kategoriler ...
Les-Ales, Diğer Sınavlar, Kpds-Üds-Yds, KPSS, Öss, YGS-LYS, YGS, LYS,
tüm kategoriler ...
Bölgeler-Ülkeler, Siyasal Hayat-Türkiye, Terör-Mafya, Araştırma-İnceleme, Uluslararası Siyaset - Dış Politika, Siyasal Sistemler, Kuram, Mustafa Kemal ATATÜRK,
tüm kategoriler ...
Antropoloji-Etnoloji, Kadın Kitapları, Bilim ve Kültür, İnceleme Araştırma, Kültür Tarihi,
tüm kategoriler ...
Arkeoloji, Türkiye, Araştırma-İnceleme, Kişiler, Türk ve Osmanlı Tarihi, Belgeler,
tüm kategoriler ...

En Yeni Kitaplar

En Çok Satan Kitaplar




Muhafazakârlığın İki Yüzü

Muhafazakârlık her ideolojide rastlanabilecek genel bir tutumdur. Her ideoloji -çağın gereklerine de uyarak- sabitlerini sağlamlaştırdığı ölçüde muhafazakârdır.

 

Bir makalesine Wilhelm Dilthey' in; "Hermenötik'in hedefi, bir yazarı, onun kendi kendisini anladığından daha iyi anlamaktır" cümlesiyle başlayan Fırat Mollaer' in üçüncü kitabı olan Muhafazakârlığın İki Yüzü geçtiğimiz Mart ayında, Anadolu Sosyalizmine Bir Katkı: Nurettin Topçu Üzerine Yazılar (2007) ve Türkiye' de Liberal Muhafazakârlık ve Nurettin Topçu (2008) kitapları gibi Dergâh Yayınları'ndan çıktı.

Biz de bu yazımızda, mezkûr eseri 'hermenötik açıdan' değerlendirmeye çalışacağız. Akademik terimlerin yoğunluğu nedeniyle -yazarın sözüyle- dili hayli ağır olan eser, hakkını verme konusunda ciddi tereddütler yaşamamıza neden olmakla beraber, yine yazarın ifadesiyle; dünya sisteminin merkez ülkelerinde olduğu gibi Türkiye' de de iktidara taşınan -2002'den beri- muhafazakârlık hakkında yaşanan kavram kargaşasına esaslı bir çözüm getirecektir.

Yazar, kitabın başında eserin özgün iddialarını sıralamış. Bu iddialardan biri de; 'genel olarak bugüne kadar ciddi bir biçimde analiz edilmemiş klasik muhafazakârlık ve Türk muhafazakârlığı hakkında bir fikir uyandırmaktır.'

Muhafazakâr durmaz, duruyor görünürhttp://www.pandora.com.tr/images/kapak/178246b.jpg

Kitabın genelinde yanlış anlaşılan bir durum açıklığa kavuşturulur ve 'muhafazakârlığın ne idüğü ve nasılı' değerlendirilirken, onun sadece bir ideoloji olmadığı, bunun yanında bir reaksiyonerlik olduğu vurgulanır.

Muhafazakârlık her ideolojide rastlanabilecek genel bir tutumdur. Her ideoloji -çağın gereklerine de uyarak- sabitlerini sağlamlaştırdığı ölçüde muhafazakârdır. Muhafazakârlık tutuculukla özdeş değil, yeniliklere açık ve bizzat yenilikçidir. "Muhafazakârlık eskiyi muhafaza eder, fakat yeniyi tepmez; teptiği zaman 'irtica' olur." (Peyami Safa) "Gelenek rutinden tamamen ayrıdır (...) Sosyal yapının zaman değişiklikleri ve çevre şartlarına rağmen devamını sağlayan geleneklerdir." (Hilmi Ziya Ülken)

Muhafazakârlık, uygarlığın meyvelerini toplayabilmek için olması gereken -ve nesnenin kendinde olma özelliğiyle zaten olan (doğal)- bir duruş yeridir. Yazar, bu doğallığı istihzalı olarak şu şekilde alıntılar: "Hepimiz aslında içgüdüsel muhafazakârlarsak, muhafazakârlığa direnmenin anlamı yoktur." (Stuart Hall) İçgüdüsel olarak sevdiğimiz şeyler, hakkında pek de bilgi edinemediklerimizdir çünkü.

Yazar yine mükemmel bir tespitle muhafazakârlığın paradoksunu, Xenon' un paradoksuna benzetir. Xenon' un paradoksunda, var olan bir şey tüketmekle bitmez. Her seferinde yarısını tükettiğimiz mesafenin sonuna bir türlü erişemeyiz. Bu da geleneklerin ve geçmişin tüketmekle bitirilemeyeceği ve eskitilemeyeceği konusunda muhafazakârlığın paradoksuna birebir uyar. Heraklitos' un dediği gibi: "Değişmeyen tek şey -değişim değil- gelenektir."

Muhafazakâr görüş zamanın mâzi- hâl- âtî buutlarında yaşar; sahici modern adam, üç zaman içinde de yaşamayı bilir. Hatta Necip Fazıl gibi, 'sekizinci renk ve dördüncü buud'u da arar. Yahya Kemal' in "kökü mâzide olan âtî"sini savunur. Gelenekten geleni 'sağlam bir şimdi' ile geleceğe taşır. Gezegenlerin etrafındaki hale gibi, geçmiş de bugünün etrafında var olması zarurî olan bir haledir. Bunun yanında muhafazakârlık, modernliğin destekçisidir, onun gerisinde durur hep. Aralarında bir dede- torun ilişkisi vardır.

Fırat Mollaer, muhafazakârlığın sağduyulu olduğunu söyler ve muhafazakârlığın atası olarak nitelediği Edmund Burke' un ağzından sağduyuyu şöyle tanımlar: "Sağduyu; muhafaza edilecek olanı muhafaza edilmesi artık imkânsız olandan ayırabilme, onu zamanında ve uygun bir biçimde bırakabilme yeteneğidir." Diğer bir muhafazakâr Walter Benjamin ise şöyle der bu konuda: "Her çağda yapılması gereken, geleneği, onu alt etmek üzere olan konformizmin elinden bir kez daha kurtarmak için çaba harcamaktır."

Geçmiş, geçmemiştir

Yazar, muhafazakârlığın amansız düşmanı olarak 'devrim'i işaret eder. Her devrimin daha çok özgürlük için yapıldığını, fakat sonunda esarete daha çok saplanıldığını belirtir.

Devrim; bir ülkenin eski halini tamamen tahrip etmek anlamına gelir, bu kadar şiddetli bir işi meşru gösterecek bir neden olamaz. Devrimcilerin "her şeyi daha önce hiç tecrübe edilmemiş spekülâsyonlara terk ederek sınırsız vaatleri ve öngörüleriyle empirik bir geleneği (denenmişi) hiçe saymalarından" yakınır Burke. Tarihin ve geleneğin bilgeliğinden yaralanmamak, bir toplum için makul sayılamayacağı ölçüde yıkıcıdır.

Özellikle kamu dairelerinde bir kural vardır: 'Demirbaşlar hiç eksilmez, sürekli artar ve yenilenir. Yenisi olmayan eski atılamaz.' Devrimciler, işte bu şuurdan yoksundurlar. Descartes bu durumu şöyle açıklar: "İçinde yaşadığımız evi yeniden yapmaya başlamadan önce, kendimize bir başkasını sağlamadıkça onu yıkmak, gereçler ve bir mimar bularak tasarının bir çizimini yaptırmak yeterli olmadığı için (...) herhangi bir özel bireyin bir Devleti doğru olarak baştan kurabilmek için onu devirerek ve tüm temellerini değiştirerek reformdan geçirme tasarısının gerçekte hiç de usa yatkın olmadığına inandım."

Fransız devrimcilerini uygarlığın düşmanları gibi algılayan, onların 'uygarlıktan hiç nasibini almamış gibi davranmayı ve sanki her şeye yeniden başlamak durumundaymış gibi' hareket etmeyi tercih eden 'barbar felsefeleri'nden dem vuran klasik muhafazakâr Edmund Burke' a göre: "Devrim, uygarlık mirasının tahribidir."

Burke, toplum için kesin hedefler tayin eden ve saf aklın ürünü olan dönüşüm çabalarının başarısızlıkla mâlul olduğunu düşünür. Ancak bu etki sıradan bir başarısızlık olarak ele alınamaz. Devrimcilerin, toplumu baştan düzeltme fikrine dayanan 'tabula rasa toplum kurgusu', medeniyet treninin vagonlarının, yani geleneğin yok sayılmasını getirir. Gelenekten kopuş ise toplumun tarihten gelen bilgelikten faydalanamaması ve belleğini yitirmesi anlamına gelir.

Zamanın üç unsurundan birini (geçmişi) inkâr etmekle, hepsini toptan reddetmek arasında fark yoktur. Devrimbazlar yirmi dört saat sonra bugünün de 'geçmiş' olacağını düşünemez, günlük bir gazetenin bir sayısı kadar geçici bir aktüelliği, devamlı bir yenilik sayarlar.

Değişim ve(rsus) dönüşüm

Devrim, yenileyici (innovator) değil, onarıcı (restorer) olmalıdır. Sıfırdan başlamamalı; bozulanı onarmalı, sadece çıbanı atmalıdır. Değişim (change) var, dönüşüm (mutation) yok. Dışarıdan müdahale yok, 'kendiliğindenlik' var.

Muhafazakârlık sosyal değişime ve kapitalist modernleşmeye karşı değil, devrimlere karşıdır. Modernleşmeyi geleneklerden kopuş ya da tarihsel süreklilikten vazgeçiş olarak algılayan 'radikal modernleşmecilik'e karşılık, tarihsel sürekliliğin önemsenmesi gerekliliğini belirten 'muhafazakâr modernleşmecilik'i savunur.

Yazar toplumu yönlendiren etken güçleri temsilen 'mühendis ve(rsus) bahçıvan' kavramlarını kullanır. Bahçıvanlıkta tarihsel süreklilik vardır ve bu yönüyle muhafazakârlığı temsil eder, mutlak kopukluluğu mutlak olarak reddeder. Mühendis ise 'diğer yaşayanları nesneleştiren bir özne'dir, her şeyi silip yeniden kurmaya çalışır, geçmişi reddeder. 'Mühendis ve(rsus) bahçıvan' tezinde, özne- nesne ayrımına dayanan soğuk mühendis ile onun karşıtı olan sıcak kalp adamından bahsedilir. Yine, bir somutlaştırma olarak şu örneğe yer verilir. Antik Yunan' da yaşamın temeline dair iki

farklı görüş vardır: Logos ve Eros. Logos, bir araya getiren, oluşturan, biçimlendiren akıldır. Aynı zamanda gündelik hayatın dar bağlamından sıyrılarak hakikate ulaşmak için gereken yaşam tarzının adıdır. Eros ise kaosun ve kargaşanın tutkulu savunucusudur ve toplumla doğa arasındaki yansıma ilişkisini reddeder. Logos muhafazakârlığı, Eros devrimi temsil etmektedir.

Devrimbaz merhametsizdir -çünkü merhamet devrimi engeller-; gözünü kapatır ve önüne ne gelirse yakıp yıkar. Arkasına bile bakmaz. 'Vurun, söyletmen'cidir. Saldırgandır. Muhafazakâr ise merhamet sahibi ve naiftir. Ağını dokuyan örümcek gibi -savunmacıdır- sabırlıdır. Yavaş ama usturupludur ve en azından 'son arzu'yu sorar.

Aldatmanın diğer adı

Yazar Türk muhafazakârlığını; gelenekle bağların önemini modernleşme retoriği içinde seferber eden bir ideoloji olarak, yavaş ama sağlam (toplumsal organizmanın sağlığını bozmadan ve hiyerarşileri sarsmadan gerçekleşen) bir değişime inançla bağlanan Anglo Sakson muhafazakârlığına benzetir.

Türkiye' de modernleşme süreci, yaklaşık iki yüz yıldır yoluna devam eden bir 'ekspres'e benzetilebilirse eğer, geleneğin de bu ekspresin fren mekanizması olarak algılandığı söylenebilir.

Klasik modernleşme teorilerinin 'modernleşme treni geldiğinde, gelenek durağından o trene binmeli' tarzındaki kopuşçuluğu ne kadar indirgemeci ise 29 Ekim 1923 günü dinî tasavvurdan mutlak bir kopuş gerçekleştiğini söyleyenler de o derece yanılgı içerisindedirler.

Cumhuriyet devriminin başarısı (!) eskiden radikal olarak kopmanın imkânsızlığının kanıtıdır. Zaten bu devrimle içten bir dönüşüm yaşamayan millet, giymek zorunda olduğu gömleği de benimsememiştir erken dönemlerde.

Hayattan ve realiteden doğan ihtilaller ise, 'kendilerini yalnız müşahedeyi ve tecrübeyi rehber ederek bütün ihtimalleri kavrayan geniş bir imkân âlemi içinde gerçekleşirler.' Örneğin, 1979 İran İslâm Devrimi.

Yazar, 'değişimi kültürel kopuşla sağlama tercihinden hareket eden Cumhuriyet modernleşmesinin, cari gelenekleri yok sayan bir başlangıç politikası izlediğini' söyler. Kemalizm açısından, geleneğin icadından ziyade 'tepeden öğretilmesi' gibi bir durum söz konusudur. Kemalizm hem dini reddeder hem de dinin ulusal inşayı destekleyici kısımlarını işlevselleştirmeye çalışan pragmatik ve makyavelist bir yol izler.

Kitaba alınan Halil İnalcık'ın şu tespiti manidardır: "Mustafa Kemal ve destekleyicileri, halifeliğe karşı modernist İslamcı tezlerden faydalanmıştır." Yazarın İnalcık' ı destekleyen görüşü ise bir milletin nasıl aldatıldığını net bir şekilde orta yere koyar: 'Millî mücadele yıllarında dinî motiflerle tanımlanan millet kavramı, 1930'larda Kemalist ideolojiye, laiklik ilkesinin bir sonucu olarak, dinî özelliklerinden arınmış bir biçimde girmiştir.'

Erken Cumhuriyet döneminde, 'Başbakan' sıfatıyla yaptığı bir konuşmada Şükrü Saraçoğlu: "Bu milletin Hıristiyanlaşması için, en az 30 sene gerekiyor" diyebilmiştir. Aynı yıllarda Hıristiyanlığın resmî din olarak benimsenmesi mecliste tartışılabilmiştir. (Bu konuyla ilgili olarak D. Mehmet Doğan' ın Batılılaşma İhaneti adlı eseri okunmalıdır.)

Cumhuriyet devriminin temel unsurları; Jakobenizmin (vatan tehlikede kuramı), devrimin yerleştirilmesi için sıkı tedbirlere ve şiddete başvurulması gerekliliği inancı ile devrimin daha tedrici bir seyirde izlemesi ve ılımlı yöntemler kullanılması gerektiği inancıdır. Bunun yanında Osmanlı' nın son dönemlerinden başlayarak günümüze kadar her dönemde jakobenler fazlasıyla mevcut olmuştur maalesef.

Yazar, Tanzimat' tan beri tavlanmaya çalışılan milletin iradeli direncinden ne kadar çekinildiğini, jakobenlerin devrimi nasıl aceleye getirmek zorunda kaldıklarını, Reşat Nuri Güntekin' in Yeşil Gece romanından iktibasla vurgular: "İnkılâp yapmak isteyen adam için ihtiyatın, hesabın fazlası da zararlı bir şeydi."

Meraklısına...

Nurettin Topçu üzerine müstakil iki kitabı bulunan ve bu kitabında da üstadın görüşlerinden fazlasıyla istifade eden yazar şöyle özetliyor 'iki yüz'ü:

'Muhafazakârlığın başarısında iki farklı yüze sahip olmasının da etkili olduğu söylenebilir: Muhafazakârlığın bir yüzü, rasyonalizmin aşırılıklarına karşı ılımlı bir yol tutmasını, sivil toplumun kendiliğinden değişiminin arz ettiği erdemleri, topluma müdahale fikrinin reddedilmesini, insanların Jakoben bir siyasal yönetimin buyruğu altında araçsallaştırılmamasını ve tekbiçimci siyasal tasavvurlara karşı farklılığın öne çıkarılmasını içerir.

Diğer yüzü ise, zikredilen ılımlı yolun, toplumsal unsurların işlevsel karşılıklı bağımlılığını varsayan, toplumu bir organizma olarak anlayan ve toplumsal denge ve hiyerarşileri önemseyen bir anlayışı gösterdiğini; sivil toplumun erdemleri teziyle topluma müdahale edilmemesi çağrısının, hiyerarşilerin yapısını bozabilecek bir toplumsal düzenlemeye karşı tepkiyi içerdiğini; farklılık vurgusunun da eşitlikçi bir toplumsal sistemle telif edildiğini anlatır.'

Yazarın en temel savunularından biri, başta da belirttiğimiz gibi 'muhafazakârlığın her ideolojide görülebilecek bir tutum olması' ve 'artık çağımızda muhafazakârlığın hâkim bir anlayış olacağı'dır.

Yoğunluğu üst seviyede olan bu eseri sindirerek okuduktan sonra kafanızdaki birçok sorunun çözüme kavuştuğunu fark edeceksiniz. Dergâh Yayınlarının Çağdaş Türk Düşüncesi serisinin 49. kitabı olan eser, yazarın 'muhafazakârlık' hakkındaki çalışma ve birikiminin olgunlaşmış yeni bir meyvesi olarak akademik ve meraklı (sadece meraklı değil) okuyucuyu bekliyor.

Kitabı satın almak için tıklayınız.


Kaynak: Milli Gazete
Sisteme Giriş

Sepet
Sepetinizde şu an için ürün yok.

Sepetim




Sitemiz 128 bit Rapid SSL sertifikası ile korunmaktadır.
www.hikmetkitap.com
Hikmet Neşriyat Dağıtım San. Tic. ve Ltd. Şti.
Sümer Mah. 24. Sok. No:13 Zeytinburnu / İstanbul
Fax:0212 4153335 Tel: 0212 415 2241 Pbx

hikmetkitap.com sitesi içerisinde yer alan tüm metin, resim ve içeriklerin telif hakları hikmetkitap.com'a aittir.
Hiçbir şekilde basılı veya elektronik bir ortamda izinsiz kullanılamaz ve kopyalanamaz.
Copyright © 2009 | Tüm Hakları Saklı